5 Kasım 2010 Cuma
İŞTE ÇOCUKLAR DUYMASIN DUYGU'NUN GERÇEK EŞİ
11 Bin Çocuk Evlatlık
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, bakanlığına bağlı SHÇEK'in çalışmalarından söz ederken, 2003'e kadar 6 bin 976 çocuğun evlat edindirildiğini, bugün itibarıyla ise bu sayının 10 bin 948 olduğunu belirtti.
Kavaf, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakanlığına bağlı SHÇEK, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün, 2011 yılı bütçelerinin sunumunu yaptı.
Sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, toplumdaki dezavantajlı ve özel olarak desteklenip korunması gereken kesimlerle ilgili ek önlemlerin alınmasının, son halk oylamasıyla anayasal güvence altına alındığını anımsatan Kavaf, son yıllarda sosyal hizmet alanında büyük atılımlar yapıldığını söyledi.
Kavaf, bu çerçevede SHÇEK'in hizmet önceliğinin, aile merkezli koruyucu ve önleyici çalışmalara verildiğini ifade ederek, kurum bakımına ihtiyacı olan çocuk, engelli ve yaşlılar için sunulan hizmetlerin, her kesimin farklı ihtiyaçlarına göre alternatifler oluşturacak biçimde yeniden düzenlendiğini anlattı.
Yeni hizmet modellerinin, ''ihtiyaç sahiplerine en yüksek kalitede ve bulundukları yerde hizmet verme ilkesiyle oluşturulduğunu'' kaydeden Kavaf, ''Hükümetimiz, devletin himayesine muhtaç olup, sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımıza ulaşabilmek amacıyla kurumumuzun bütçesinde önceki yıllara oranla önemli artışlar sağlamıştır'' dedi.
-''YERLİ VE YABANCI OTORİTELERCE TAKDİR''-
Kavaf, yatılı kurum bakımının, ihtiyaç sahipleri için son seçenek haline getirildiğine işaret ederek, öz ailesi yanında destek, koruyucu aile, evlat edindirme, evde bakım gibi yeni hizmet modelleriyle gelinen noktanın, yerli ve yabancı otoritelerce takdir edildiğini, başka ülkeler tarafından örnek alındığını kaydetti.
Gelecek yıl sonuna kadar 381 bin engelliye evde bakım hizmeti vermeyi hedeflediklerini belirten Kavaf, 2003 yılı başında yatılı hizmet talebinde bulunan engelli sayısı 3 bin 729 iken bugün sıra bekleyen engelli bulunmadığını bildirdi. Kavaf, 2003 başında 21 özürlü bakım merkezinde, bin 943 kapasiteyle hizmet verildiğini, bugün 140 resmi ve özel bakım merkezinde 11 bin 655 engelliye hizmet sunulduğunu, 2011'de ise bu kapasiteyi 13 bine çıkarmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kavaf, 2011 yılı sonuna kadar Engelsiz Yaşam Evlerinin sayını 200'e yükseltmeyi hedeflediklerini vurgulayarak, ''Aileleriyle birlikte yaşayan engellilerimizin, ailelerinin düğün, seyahat gibi özel durumları nedeniyle misafir olarak bakım merkezlerimizde kalmalarını sağlamak için de yeni bir düzenleme gerçekleştirdik. Bu kapsamda engellilerimiz ihtiyaç duydukları dönemlerde geçici bir süreyle bizim kuruluşlarımızda misafir olarak kalabilecekler'' diye konuştu.
Engelli çocuklara yönelik Umut Evi projesi kapsamında İzmir ve Isparta'da 3 pilot uygulama başlatıldığını anımsatan Kavaf, sonuçların değerlendirilmesinin ardından gelecek yıl bu projenin yaygınlaştırılmasının sağlanacağını söyledi.
-29 BİN 920 ÇOCUĞA AİLE YANINDA DESTEK-
Bakan Kavaf, bugüne kadar yapılan çalışmaları ve gelecek yıl hedeflerini ise özetle şöyle sıraladı:
''Türkiye'de bir ilk olarak 18 ve üzeri yaş grubundaki bakıma muhtaç otistik bireylerden ailesi yanında bakımı mümkün olmayanlara İstanbul'da yatılı ve gündüzlü olarak bakım ve rehabilitasyon hizmeti sunulacaktır.
Daha önce ekonomik sebeplerle koruma altına alınan çocuklar, ailelerinin yanına döndürülmüş ve kendi öz aileleri yanında desteklenmeye devam edilmektedir. Çünkü gerekli güvenlik koşullarının sağlanması kaydıyla, her çocuk için en uygun ve en iyi yetişme ortamı kendi öz ailesinin yanıdır. Bu kapsamda 29 bin 920 çocuğumuzu ailesinin yanında desteklemekteyiz. Ailesi yanında desteklenen çocuklarla birlikte ihtiyaç sahibi kişilere verilen ekonomik ve sosyal destek 2002'de 5 milyon 233 bin 236 liraydı. 2010'da bu rakam 87 milyon 44 bin lira oldu. 2011'de ise bu desteğin 2002'ye göre yüzde bin 880 oranında arttırılarak 98 milyon 290 bin lira olması öngörülmüştür.
2003 yılına kadar 6 bin 976 çocuk evlat edindirilmişken, bugün itibari ile 10 bin 948 çocuk evlat edindirilmiştir. Türkiye genelinde 284 Çocuk Evimiz var, 2011 sonuna kadar bunu 400'e çıkarmayı planlıyoruz. 7 Koruma ve Bakım Rehabilitasyon Merkezimizde 128 çocuğa, 23 Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezimizde ise 335 çocuğumuza yatılı hizmet verilmektedir. 2011'de bu merkezlerin toplam sayısının 40'a ulaşması planlanmaktadır.''
-KADIN KONUKEVLERİ-
İstismara uğrayan ya da bu riski taşıyan veya şiddet mağduru olan kadınlara, psiko-sosyal destek, acil barınma, sağlık, hukuki yardım gibi ihtiyaçlarını karşılayan kadın konukevlerinin sayısını hızla arttırdıklarını kaydeden Kavaf, 2003'te 170 kapasiteli 8 kadın konukevi varken, bugün 867 kapasiteyle 38 kadın konukevinin hizmet verdiğini söyledi. Kavaf, bu rakamı, bu yılın sonuna kadar açacakları konukevleriyle 45'e, 2011'de ise 50'ye çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.
SHÇEK'te 2003'teki 12 bin 644 olan personel sayısının, bugün 22 bin 169'a ulaştığını, 2011'de ise 25 bin personeli hedeflediklerini belirten Kavaf, ''2003'de 30 kişiye bir bakım elemanı düşmekteyken kuruluşlarımızdaki bakım standartları yükseltilerek, özürlü bakım merkezlerinde 6 özürlüye, çocuk yuvalarında 6?8 çocuğa, huzurevlerinde ise 15 yaşlıya en az meslek lisesi düzeyinde eğitimli veya en az lise mezunu bakım sertifikalı bir bakım elemanı ile hizmet verilmesi sağlanmıştır'' diye konuştu.
-KADINA YÖNELİK ŞİDDETTİN ÖNLENMESİ EĞİTİMLERİ-
Kavaf, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla İçişleri, Adalet, Sağlık bakanlıkları ile Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanlığı ile yapılan protokoller çerçevesinde gerçekleştirilen eğitim programlarında, 40 bin 400 emniyet görevlisi, 326 yargı mensubu ile 59 bin sağlık personelinin eğitiminin tamamlandığını ifade etti.
Kavaf, sözlerini şöyle tamamladı:
''Kırsal kesim kadınlarının güçlendirilmesi, açlık ve yoksulluğun ortadan kaldırılması, kırsal kesim kadınlarının kalkınmadaki rolleri konusunda ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve uzmanların katılımlarıyla bir çalıştay yapılacaktır. Ekonomik faaliyette bulunan kadınlar arasında yeterli iletişimin, koordinasyonun bulunmaması ve yürüttükleri faaliyet alanlarında örgütlenmelerinin sınırlı kalması önemli sorun alanlarından biri olarak görülmektedir. Bu amaçla, kadınların ekonomik faaliyet alanlarında örgütlenmeleri: Kooperatifleşme isimli toplantı gerçekleştirilecektir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yurt dışında yaşayan kadınlarımıza yönelik toplantılar düzenlenecektir. Kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumunu doğrudan etkileyen, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önünde engel teşkil eden, birbirleriyle iç içe geçmiş sorun alanları ile mücadelede etmek amacıyla Kadına Yönelik Şiddet, Kadın ve Sağlık, Erken Evlilikler paneli düzenlenecektir.
Kavaf, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakanlığına bağlı SHÇEK, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün, 2011 yılı bütçelerinin sunumunu yaptı.
Sosyal devlet olmanın bir gereği olarak, toplumdaki dezavantajlı ve özel olarak desteklenip korunması gereken kesimlerle ilgili ek önlemlerin alınmasının, son halk oylamasıyla anayasal güvence altına alındığını anımsatan Kavaf, son yıllarda sosyal hizmet alanında büyük atılımlar yapıldığını söyledi.
Kavaf, bu çerçevede SHÇEK'in hizmet önceliğinin, aile merkezli koruyucu ve önleyici çalışmalara verildiğini ifade ederek, kurum bakımına ihtiyacı olan çocuk, engelli ve yaşlılar için sunulan hizmetlerin, her kesimin farklı ihtiyaçlarına göre alternatifler oluşturacak biçimde yeniden düzenlendiğini anlattı.
Yeni hizmet modellerinin, ''ihtiyaç sahiplerine en yüksek kalitede ve bulundukları yerde hizmet verme ilkesiyle oluşturulduğunu'' kaydeden Kavaf, ''Hükümetimiz, devletin himayesine muhtaç olup, sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımıza ulaşabilmek amacıyla kurumumuzun bütçesinde önceki yıllara oranla önemli artışlar sağlamıştır'' dedi.
-''YERLİ VE YABANCI OTORİTELERCE TAKDİR''-
Kavaf, yatılı kurum bakımının, ihtiyaç sahipleri için son seçenek haline getirildiğine işaret ederek, öz ailesi yanında destek, koruyucu aile, evlat edindirme, evde bakım gibi yeni hizmet modelleriyle gelinen noktanın, yerli ve yabancı otoritelerce takdir edildiğini, başka ülkeler tarafından örnek alındığını kaydetti.
Gelecek yıl sonuna kadar 381 bin engelliye evde bakım hizmeti vermeyi hedeflediklerini belirten Kavaf, 2003 yılı başında yatılı hizmet talebinde bulunan engelli sayısı 3 bin 729 iken bugün sıra bekleyen engelli bulunmadığını bildirdi. Kavaf, 2003 başında 21 özürlü bakım merkezinde, bin 943 kapasiteyle hizmet verildiğini, bugün 140 resmi ve özel bakım merkezinde 11 bin 655 engelliye hizmet sunulduğunu, 2011'de ise bu kapasiteyi 13 bine çıkarmayı amaçladıklarını vurguladı.
Kavaf, 2011 yılı sonuna kadar Engelsiz Yaşam Evlerinin sayını 200'e yükseltmeyi hedeflediklerini vurgulayarak, ''Aileleriyle birlikte yaşayan engellilerimizin, ailelerinin düğün, seyahat gibi özel durumları nedeniyle misafir olarak bakım merkezlerimizde kalmalarını sağlamak için de yeni bir düzenleme gerçekleştirdik. Bu kapsamda engellilerimiz ihtiyaç duydukları dönemlerde geçici bir süreyle bizim kuruluşlarımızda misafir olarak kalabilecekler'' diye konuştu.
Engelli çocuklara yönelik Umut Evi projesi kapsamında İzmir ve Isparta'da 3 pilot uygulama başlatıldığını anımsatan Kavaf, sonuçların değerlendirilmesinin ardından gelecek yıl bu projenin yaygınlaştırılmasının sağlanacağını söyledi.
-29 BİN 920 ÇOCUĞA AİLE YANINDA DESTEK-
Bakan Kavaf, bugüne kadar yapılan çalışmaları ve gelecek yıl hedeflerini ise özetle şöyle sıraladı:
''Türkiye'de bir ilk olarak 18 ve üzeri yaş grubundaki bakıma muhtaç otistik bireylerden ailesi yanında bakımı mümkün olmayanlara İstanbul'da yatılı ve gündüzlü olarak bakım ve rehabilitasyon hizmeti sunulacaktır.
Daha önce ekonomik sebeplerle koruma altına alınan çocuklar, ailelerinin yanına döndürülmüş ve kendi öz aileleri yanında desteklenmeye devam edilmektedir. Çünkü gerekli güvenlik koşullarının sağlanması kaydıyla, her çocuk için en uygun ve en iyi yetişme ortamı kendi öz ailesinin yanıdır. Bu kapsamda 29 bin 920 çocuğumuzu ailesinin yanında desteklemekteyiz. Ailesi yanında desteklenen çocuklarla birlikte ihtiyaç sahibi kişilere verilen ekonomik ve sosyal destek 2002'de 5 milyon 233 bin 236 liraydı. 2010'da bu rakam 87 milyon 44 bin lira oldu. 2011'de ise bu desteğin 2002'ye göre yüzde bin 880 oranında arttırılarak 98 milyon 290 bin lira olması öngörülmüştür.
2003 yılına kadar 6 bin 976 çocuk evlat edindirilmişken, bugün itibari ile 10 bin 948 çocuk evlat edindirilmiştir. Türkiye genelinde 284 Çocuk Evimiz var, 2011 sonuna kadar bunu 400'e çıkarmayı planlıyoruz. 7 Koruma ve Bakım Rehabilitasyon Merkezimizde 128 çocuğa, 23 Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezimizde ise 335 çocuğumuza yatılı hizmet verilmektedir. 2011'de bu merkezlerin toplam sayısının 40'a ulaşması planlanmaktadır.''
-KADIN KONUKEVLERİ-
İstismara uğrayan ya da bu riski taşıyan veya şiddet mağduru olan kadınlara, psiko-sosyal destek, acil barınma, sağlık, hukuki yardım gibi ihtiyaçlarını karşılayan kadın konukevlerinin sayısını hızla arttırdıklarını kaydeden Kavaf, 2003'te 170 kapasiteli 8 kadın konukevi varken, bugün 867 kapasiteyle 38 kadın konukevinin hizmet verdiğini söyledi. Kavaf, bu rakamı, bu yılın sonuna kadar açacakları konukevleriyle 45'e, 2011'de ise 50'ye çıkarmayı hedeflediklerini kaydetti.
SHÇEK'te 2003'teki 12 bin 644 olan personel sayısının, bugün 22 bin 169'a ulaştığını, 2011'de ise 25 bin personeli hedeflediklerini belirten Kavaf, ''2003'de 30 kişiye bir bakım elemanı düşmekteyken kuruluşlarımızdaki bakım standartları yükseltilerek, özürlü bakım merkezlerinde 6 özürlüye, çocuk yuvalarında 6?8 çocuğa, huzurevlerinde ise 15 yaşlıya en az meslek lisesi düzeyinde eğitimli veya en az lise mezunu bakım sertifikalı bir bakım elemanı ile hizmet verilmesi sağlanmıştır'' diye konuştu.
-KADINA YÖNELİK ŞİDDETTİN ÖNLENMESİ EĞİTİMLERİ-
Kavaf, kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla İçişleri, Adalet, Sağlık bakanlıkları ile Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanlığı ile yapılan protokoller çerçevesinde gerçekleştirilen eğitim programlarında, 40 bin 400 emniyet görevlisi, 326 yargı mensubu ile 59 bin sağlık personelinin eğitiminin tamamlandığını ifade etti.
Kavaf, sözlerini şöyle tamamladı:
''Kırsal kesim kadınlarının güçlendirilmesi, açlık ve yoksulluğun ortadan kaldırılması, kırsal kesim kadınlarının kalkınmadaki rolleri konusunda ilgili sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve uzmanların katılımlarıyla bir çalıştay yapılacaktır. Ekonomik faaliyette bulunan kadınlar arasında yeterli iletişimin, koordinasyonun bulunmaması ve yürüttükleri faaliyet alanlarında örgütlenmelerinin sınırlı kalması önemli sorun alanlarından biri olarak görülmektedir. Bu amaçla, kadınların ekonomik faaliyet alanlarında örgütlenmeleri: Kooperatifleşme isimli toplantı gerçekleştirilecektir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yurt dışında yaşayan kadınlarımıza yönelik toplantılar düzenlenecektir. Kadınların ve kız çocuklarının toplumsal konumunu doğrudan etkileyen, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önünde engel teşkil eden, birbirleriyle iç içe geçmiş sorun alanları ile mücadelede etmek amacıyla Kadına Yönelik Şiddet, Kadın ve Sağlık, Erken Evlilikler paneli düzenlenecektir.
6 yıl sonra bir ilk!
2004’TE yapılan Desa Deri’nin halka arzından sonra tekstil sektöründeki ilk halka arzı Hateks gerçekleştirecek. Sermayesini 50 milyon TL’ye yükseltecek olan Hateks, hisselerinin yüzde 15’ini halka arz edecek. Hateks, halka arz geliriyle hem yatırımlarına hız verecek hem de borçlarının bir kısmını kapatacak.
Armani’den Marks and Spencer’a Benetton’dan Ikea’ya kadar 20 dünya devine ev tekstil ürünleri üreten Hatay Tekstil İşletmeleri A.Ş (Hateks) halka açılıyor. 2004 yılındaki Desa Deri’nin arzından sonra İMKB’ye bir tekstil şirketi gelirken Hateks Hatay’ın da halka açılan ilk şirketi olacak.
Hateks CEO’su Abud Abdo İMKB ve SPK’nın İstanbul’da başlattığı halka arz seferberliğine katıldıklarını ve halka açılmaya ikna olduklarını ifade ederek, “Tekstilde iyi işlere imza atıldığını göstermek istedik” dedi.
Türkiye’nin en büyük entegre tekstil şirketlerinden Hateks halka arz için düğmeye bastı. Halka arz öncesinde Hatay ve Halep’teki üretim tesislerini basına tanıtan Hateks CEO’su Abud Abdo, Türkiye’de tekstil sektörünün olumsuz algısını değiştirecek cesur bir adım attıklarını söyledi. Yüzde 15’i Aralık ayında halka açılması planlanan Hateks halka arzdan elde edeceği geliri kapasite artırımında, Avrupa’daki markasını güçlendirmekte ve yurtiçinde yapacağı mağaza yatırımlarında kullanmayı planlıyor.
Grup şirketlerinin performansını değerlendiren Abdo, 2009 yılı cirosunun 62 milyon TL, toplam ihracatının 40 milyon dolar seviyesinde olduğunu söyledi. 2010 yılının 9 aylık döneminde gelirlerinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10 artırdıklarını yıl sonunda 100 milyon TL lik bir ciroya ulaşmayı hedeflediklerini belirten Abdo, “2011 yılı üretim kapasitemizin de yüzde 30’unu şimdiden doldurduk.
Üretimimizin yüzde 95’ini AB ülkeleri ve ABD’ye ihraç ediyoruz. Yıl sonunda 42 milyon dolarlık ihracat geliri elde etmeyi planlıyoruz” diye konuştu.
18.8 milyon TL sermayesi bulunan Hateks, sermayesini önce bedelsiz 45 milyon TL’ye çıkartacak. Daha sonra bedelli sermaye artırımı yaparak 50 milyon TL’lik sermayeye ulaşacak olan Hateks, bunun 5 milyon Tl’lik kısmını İMKB birincil pazarda doğrudan satış yöntemiyle satacak. Halka açıklık oranı yüzde 15 olacak. Galata Menkul Değerler liderliğinde arz olacak şirket hisseleri ağırlıklı olarak yerli yatırımcılara satılacak.
3 aile farklı sektörde
Hateks Grubu, Abdo, Huri, Gazel Aileleri tarafından eşit ortaklı olarak 1973’te Antakya’da kuruldu. Hateks’in ortaklarının tekstil dışında inşaat, enerji, ve turizm sektörlerinde de yatırımları bulunuyor. Grubun Letoonia markası ile Belek ve Fethiye’de toplam 2.500 yatak kapasiteli iki tatil köyü var. Ayrıca Gazella turizm acentasının da sahipleri. Grubun toplam cirosu 250 milyon lira.
2011’de Türkiye’de Sensei markasıyla ‘zincir’ kuracak
Grubun İtalyanlarla Hatfil Tekstil ortaklığı bulunurken, Hateks CEO’su Abud Abdo, 2005 yılında Fransız ev tekstil markası Sensei’nin de dahil olduğu Sireteks’in yüzde 50’sini yine aynı yıl Fransız pazarlama şirketi Cotonella markasının yüzde 55’ini satın aldıklarını söyledi. Abdo 2011 yılında artık Türkiye’de mağazalaşma sürecini başlatacaklarını dile getirerek şu bilgileri verdi: “Sensei markasını Türkiye’de geliştirmeyi planlıyoruz. Sensei Türkiye’de 550 mağaza zinciri ve butikte satılıyor. 2011 yılının ikinci yarısında Sensei markası ile mağazalaşmayı hedefliyoruz.”
Obama'nın maçı henüz bitmedi
Başkan Barack Obama son iki yıldır Cumhuriyetçilerin ülkenin siyasi argümanını belirlemesine göz yumdu ve muharebe hatlarını istedikleri şekilde çizmelerine izin verdi. Gerek Obama gerek partisi bunun tekrarlanmasına izin veremez.
Demokratların kendi içlerine dönüp sorunlarının, tabanlarını seferber etmek ve heyecanlandırmak ya da siyasi merkezden destek toplamak konusundaki başarısızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair sonuçsuz bir savaşa tutuşması aptalca olacaktır. Aslında Demokratlar bağımsızları kaybederken, ılımlı seçmenleri yanında tuttu. Onları en fazla yaralayan şu acı gerçekti: 30 yaşından genç seçmenler 2008’de toplam seçmenlerin yüzde 18’inden fazlasını teşkil ediyordu, fakat çıkış anketlerine bakılırsa, salı günü bu kitlenin sadece yarısına yakını sandığa gitti. Yani kararı çok daha yaşlı ve çok daha muhafazakâr bir seçmen kitlesi verdi. Evet, ortada bir heyecan eksikliği vardı.
Bu sadece şunu gösteriyor: Salı günkü sonuçlar yarışın sonunun değil, bir sonraki raundun başlangıcının habercisi. Sonraki seçim öncesinde -ki sonucunu daha geniş bir seçmen kitlesi belirleyecek- Obama da dahil olmak üzere ilericiler girdikleri muharebeleri daha akıllıca seçmeli, ülkedeki ekonomik sıkıntılara daha fazla odaklanmalı, askerlerini seferber eden ve hedeflerini ileriye taşıyan tartışmaları teşvik etmek konusunda en az hasımları kadar uyanık olmalı.
Sağlık reformu hata değildi
Obama sağlık reformu için mücadele vermekle, dibe vurmuş ekonomiyi canlandırmakla veya mali reform için bastırmakla yanlış yapmadı. Fakat başkan ve müttefikleri, bu başarıları savunmayı başaramayarak partizan tenkitçilerin önünü açtı ve onlar tartışmayı ‘büyük yönetim’ ve ‘kurtarmalar’la ilgili boş laflara kaydırdı. Sonuç: Salı günü sandığa gidenlerin sadece üçte biri canlandırma önlemlerinin ekonomiyi iyiye götürdüğünü düşünüyordu.
Şimdi Obama’nın ortak çıkarları ve ilerici idealleri, Cumhuriyetçileri bunlara karşı çıkmanın bedelini ödemek zorunda bırakacak şekilde ileriye taşıyan öneriler ortaya koyması gerekiyor. Ekonomi hâlâ çok daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor ve Obama eyaletlere işten çıkarmaları ve vergi artışlarını önleyecek geniş çaplı destek sunarak Cumhuriyetçilerin o eski gelir paylaşımı idealini sahiplenmeli. Bu, birçok yeni Cumhuriyetçi vali tarafından da memnuniyetle karşılanacaktır. Kongre’deki Cumhuriyetçiler onlarla kavgaya tutuşmayı göze alır mı dersiniz?
Obama ayrıca iki partinin desteğini alan bir altyapı hamlesiyle de ilerlemeli. Ülkemizin çöktü çökecek kamu kuruluşlarını ıslah etmek için bu dönemden iyisini bulamayız, zira şu sıra borçlanmak ucuz. Ve Obama Amerikan imalat sektöründeki gerilemenin üzerine gitmeli, Orta Batı’yı saran huzursuzluğun başlıca sebebi bu gerileme.
Cumhuriyetçileri zorlamalı
Kaynağı belirsiz parayla ilgili endişelerinin bir kampanya hilesinden ibaret olmadığını kanıtlamak için Demokratların Kongre’nin ikinci döneminde bu konudaki yasayı hakkıyla hazırlayıp açıklaması ve yasa bloke edildiği takdirde önünü açmak için tekrar tekrar zorlaması gerekiyor. Cumhuriyetçilere de kamu harcaması karşıtı, bütçe açığı karşıtı söylemlerinin arkasındaki gerekçeleri ortaya koymaları yönünde baskı yapılmalı. Onları, seçmenleriyle yüzleşmek zorunda kalacakları bütçe kesintileriyle karşı karşıya bırakmak lazım. Tarım sübvansiyonları kutsal değildir, keza Pentagon’un ihtiyaç duymadığını söylediği silah sistemlerine para dökmek ve vergi giderleri ve öncelikleri dahilindeki yüz milyonlar da. Ve Cumhuriyetçiler zenginler için vergi kesintilerinde ısrar etmeyi sürdürürse, bunun maliyetini hangi harcama kesintilerinin karşılayacağını göstermek zorundalar.
İdari reform şart
Kamuoyunun hükümete yönelik süregiden güvensizliği, Obama’nın bürokraside ve federal yönetimin işe alım, satın alma ve vatandaşlara karşılık verme usullerinde reformlar için bastırmasını gerektiriyor. İdari reform, ilk iki yılında Obama’nın önceliği olmalıydı. Gelinen noktadaysa artık bir zorunluluk. Senato’nun Cumhuriyetçi lideri Mitch McConnell geçenlerde, “Başarmak istediğimiz en önemli şey, Obama’nın ikinci dönem seçilmemesini sağlamak” dedi. Dediği şey kesinlikle doğruydu. Cumhuriyetçiler ve Obama birlikte iş yapmak zorunda kalacak, fakat imkânsız bir partiler arası işbirliği düzeyinin olduğu numarasına yatmak artık mümkün değil.
Muhafazakârlar özel sektör için özgürlüğe, federal hükümetin yaptıklarını sınırlamaya ve zenginler için vergi kesintilerine inanıyor. İlericilerse daha fazla eşitliği teşvik eden, iş dünyasını kamuoyu çıkarı doğrultusunda düzenleyen ve kamusal faaliyeti Amerika’nın rekabetçiliğinin teşvik edilmesi olarak gören bir hükümete inanıyor. Seçim bu tutumları değiştirmedi. İlericiler için bu bir geri adım, fakat kalıcı bir yenilgi değil. Gerçek kayıplar yaşadılar, fakat Senato’da ve kilit önemdeki valilik yarışlarında güçlerini muhafaza ettiler. Gerçek koz paylaşımı iki yıl sonra yaşanacak ve seçmenlerin Cumhuriyetçilerle Demokratları eşit derecede tokatladığı bir ortamda her sonuç mümkün. (3 Kasım 2010)
Demokratların kendi içlerine dönüp sorunlarının, tabanlarını seferber etmek ve heyecanlandırmak ya da siyasi merkezden destek toplamak konusundaki başarısızlıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair sonuçsuz bir savaşa tutuşması aptalca olacaktır. Aslında Demokratlar bağımsızları kaybederken, ılımlı seçmenleri yanında tuttu. Onları en fazla yaralayan şu acı gerçekti: 30 yaşından genç seçmenler 2008’de toplam seçmenlerin yüzde 18’inden fazlasını teşkil ediyordu, fakat çıkış anketlerine bakılırsa, salı günü bu kitlenin sadece yarısına yakını sandığa gitti. Yani kararı çok daha yaşlı ve çok daha muhafazakâr bir seçmen kitlesi verdi. Evet, ortada bir heyecan eksikliği vardı.
Bu sadece şunu gösteriyor: Salı günkü sonuçlar yarışın sonunun değil, bir sonraki raundun başlangıcının habercisi. Sonraki seçim öncesinde -ki sonucunu daha geniş bir seçmen kitlesi belirleyecek- Obama da dahil olmak üzere ilericiler girdikleri muharebeleri daha akıllıca seçmeli, ülkedeki ekonomik sıkıntılara daha fazla odaklanmalı, askerlerini seferber eden ve hedeflerini ileriye taşıyan tartışmaları teşvik etmek konusunda en az hasımları kadar uyanık olmalı.
Sağlık reformu hata değildi
Obama sağlık reformu için mücadele vermekle, dibe vurmuş ekonomiyi canlandırmakla veya mali reform için bastırmakla yanlış yapmadı. Fakat başkan ve müttefikleri, bu başarıları savunmayı başaramayarak partizan tenkitçilerin önünü açtı ve onlar tartışmayı ‘büyük yönetim’ ve ‘kurtarmalar’la ilgili boş laflara kaydırdı. Sonuç: Salı günü sandığa gidenlerin sadece üçte biri canlandırma önlemlerinin ekonomiyi iyiye götürdüğünü düşünüyordu.
Şimdi Obama’nın ortak çıkarları ve ilerici idealleri, Cumhuriyetçileri bunlara karşı çıkmanın bedelini ödemek zorunda bırakacak şekilde ileriye taşıyan öneriler ortaya koyması gerekiyor. Ekonomi hâlâ çok daha fazla desteğe ihtiyaç duyuyor ve Obama eyaletlere işten çıkarmaları ve vergi artışlarını önleyecek geniş çaplı destek sunarak Cumhuriyetçilerin o eski gelir paylaşımı idealini sahiplenmeli. Bu, birçok yeni Cumhuriyetçi vali tarafından da memnuniyetle karşılanacaktır. Kongre’deki Cumhuriyetçiler onlarla kavgaya tutuşmayı göze alır mı dersiniz?
Obama ayrıca iki partinin desteğini alan bir altyapı hamlesiyle de ilerlemeli. Ülkemizin çöktü çökecek kamu kuruluşlarını ıslah etmek için bu dönemden iyisini bulamayız, zira şu sıra borçlanmak ucuz. Ve Obama Amerikan imalat sektöründeki gerilemenin üzerine gitmeli, Orta Batı’yı saran huzursuzluğun başlıca sebebi bu gerileme.
Cumhuriyetçileri zorlamalı
Kaynağı belirsiz parayla ilgili endişelerinin bir kampanya hilesinden ibaret olmadığını kanıtlamak için Demokratların Kongre’nin ikinci döneminde bu konudaki yasayı hakkıyla hazırlayıp açıklaması ve yasa bloke edildiği takdirde önünü açmak için tekrar tekrar zorlaması gerekiyor. Cumhuriyetçilere de kamu harcaması karşıtı, bütçe açığı karşıtı söylemlerinin arkasındaki gerekçeleri ortaya koymaları yönünde baskı yapılmalı. Onları, seçmenleriyle yüzleşmek zorunda kalacakları bütçe kesintileriyle karşı karşıya bırakmak lazım. Tarım sübvansiyonları kutsal değildir, keza Pentagon’un ihtiyaç duymadığını söylediği silah sistemlerine para dökmek ve vergi giderleri ve öncelikleri dahilindeki yüz milyonlar da. Ve Cumhuriyetçiler zenginler için vergi kesintilerinde ısrar etmeyi sürdürürse, bunun maliyetini hangi harcama kesintilerinin karşılayacağını göstermek zorundalar.
İdari reform şart
Kamuoyunun hükümete yönelik süregiden güvensizliği, Obama’nın bürokraside ve federal yönetimin işe alım, satın alma ve vatandaşlara karşılık verme usullerinde reformlar için bastırmasını gerektiriyor. İdari reform, ilk iki yılında Obama’nın önceliği olmalıydı. Gelinen noktadaysa artık bir zorunluluk. Senato’nun Cumhuriyetçi lideri Mitch McConnell geçenlerde, “Başarmak istediğimiz en önemli şey, Obama’nın ikinci dönem seçilmemesini sağlamak” dedi. Dediği şey kesinlikle doğruydu. Cumhuriyetçiler ve Obama birlikte iş yapmak zorunda kalacak, fakat imkânsız bir partiler arası işbirliği düzeyinin olduğu numarasına yatmak artık mümkün değil.
Muhafazakârlar özel sektör için özgürlüğe, federal hükümetin yaptıklarını sınırlamaya ve zenginler için vergi kesintilerine inanıyor. İlericilerse daha fazla eşitliği teşvik eden, iş dünyasını kamuoyu çıkarı doğrultusunda düzenleyen ve kamusal faaliyeti Amerika’nın rekabetçiliğinin teşvik edilmesi olarak gören bir hükümete inanıyor. Seçim bu tutumları değiştirmedi. İlericiler için bu bir geri adım, fakat kalıcı bir yenilgi değil. Gerçek kayıplar yaşadılar, fakat Senato’da ve kilit önemdeki valilik yarışlarında güçlerini muhafaza ettiler. Gerçek koz paylaşımı iki yıl sonra yaşanacak ve seçmenlerin Cumhuriyetçilerle Demokratları eşit derecede tokatladığı bir ortamda her sonuç mümkün. (3 Kasım 2010)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)